Genelde kariyer hedefleri olan, onun uğrunda çok çalışmış olan kişilere olan saygım vardır. Yalnız tek bir şartla; çalışmayan tüm annelere saygısı olduğu müddetçe! Onların yaptıkları işleri alaya almadığı sürece başımın üzerinde yerleri var! Benim durumumu sorucak olursanız daha üniversite bitmeden iş aramaya başlamış, herkes orda burda gezer tatil yaparken ben tabir-i caizse 3 kuruşa printer başında ömür çürütmüş bir elemanım 🙂 Bir süre çalışmadım, sonra Kuzey’e hamile kaldım, şimdi ise tekrar sahalara, sizlere yepyeni süprizlerle dönmeye hazırlanıyorum. Bu sefer kendimi tutuyorum şimdilik ser verip sır vermiyorum 🙂

Peki nedir bu yazının amacı? Hem iş hayatında bulunmuş, hem de çocuklu ve çocuksuz olarak 2 farklı dönemde de evde oturmuş bir bayan olarak, çalışmayan annelerin en az çalışan anneler kadar kariyer sahibi olduğunu düşünüyorum. Evde çocuk bakan anneler olarak benzer günler yaşıyoruz, bu yazıda ben kendi hayatımdan örnekler vermek ve önce benim, sonra tüm çalışmayan(!) annelerin haklarını savunmak istedim. 
Neden mi? Bir kere evlilikte bu iş bir takım işidir. Koca kazandı, kadın kazandı diye konuşmalar başladıysa zaten o evlilikten pek birşey olmaz. Daha en başta ben/sen değil ‘biz’ olmamız gereken bir kurumdur evlilik. Kocamın kazandığı para değil, ‘bizim’ kazandığımız paradır o. Genede ben, biz kadınların da mutlaka çalışması gerektiğini düşünüyorum. Hem kendini geliştirmek adına, hem de eve maddi bir katkı sağlamaktan yana olduğum için bende kısa süre sonra çalışmaya başlayacağım. 
Şu an maaşlı olarak herhangi bir işte çalışmayan bir bayan ve henüz 8 aylık bir bebeği olan bir anne olarak size rutin bir günümden bahsetmek isterim. 
07:00 güne uyanırım (tabi şanslıysam! Bugün 06:00 da uyandım)
07:10 wc süresi tarihteki bir insanın en kısa tuvalette kalma süresi gibi düşünebilirsiniz.
07:15 mutfağa giderim. Kuzey’in o gün yiyeceği yemekleri organize etmem gerekir ki bu iş zaten 1 hafta önceden planlıdır. Çünkü ona göre alışveriş yapılmıştır. Öncelikle soğanı, patatesi, havucu, o günün sebzesi, eti veya balık vs ne yenecekse hazırlarım. Sabahın köründe soğanlarla içli dışlı olduğum bu harika sabah saatlerinde kullanacağım tüm sebzeleri tek tek soyar ufak ufak doğrar, pişiririm. (Bu arada babada içeride bebekle ilgilenir. Burda babanın desteğide çok önemli, çünkü iş seyahatinde falansa Kuzey’i onu mama sandalyesine oturtup şekilden şekile girip çeşitli maymunluklarla oyalayarak yemek ve kahvaltı işini halletmem gerekir)

08:00 civarı suda pişirdiğim irmiğe peynir ve ufaladığım bir dilim ekmek içini katıyorum. Ocaktan alıp anne sütünü, meyva veya ceviz/badem veya pekmez ekliyorum. Ve Kuzey’in kahvaltısı hazır oluyor. Peki işimiz bitiyor mu?? Hayır tabiki! Bu seferde kocayla benim kahvaltımız hazırlanıyor, çay koyuluyor, sofra kuruluyor. Aslında çalışan/çalışmayan her annenin günlük rutini bu şekilde başlıyor, onlar bir de bu temponun üzerinde dışarıda ekmek peşinde koşuyorlar. Onların hayat yorgunluğu zaten tartışma konusu olamaz. Onların hayatlarını ayrıca bir blog yazısında detaylandırabiliriz. Şimdi bu yazının amacı evde olan bayanların boş oturmadığını sizlere belirtmek 🙂

08:20 Allahıma bin şükür olsun ki yardımcı ablamız eve geliyor ve bazen o, bazen ise ben kahvaltısını yediriyoruz.

08:30-08:45 arası biz kocayla kahvaltımızı ediyoruz.

09:00 civarı koca evden çıkıyor.

“Ay o hem çalışmıyor hemde tüm gün evde yardımcı var, napıyor acaba bütün gün bu kadın?” diye merak edenlere! Gelelim gün içinde yapılanlara kendi işimle ilgili bir takım işim gücüm, toplantılarım vs oluyor hadi onları geçelim çalışmayan bir bayanın bu işleri olmuyor. Peki ne yapıyoruz? Bebeğin için yeni ürünleri, doğru bilgileri, yeri geldiğinde çocuk yetiştirmek ile ilgili kitapları okumak büyük ölçüde kadının görevi oluyor. Bunun dışında terzi, kurutemizleme, evin tamirat isteyen, bozulan eşyalarını halletmek, ordan oraya koşturmak gene evdeki kadının görevi.
Hele bir de bebeğinizin beslenmesine benim gibi titizleniyorsanız olay daha da yorucu bir hal alabiliyor. Bazen kasabınıza ulaşmak aynı yerde dönüp durup park yeri arayarak, 40 derece sıcakta veya kar/yağmur/soğuk demeden arabanızı olabilecek en yakın(!) yere park edip metrelerce yürüyüp kasaba ulaşma çabalarınızda günün koşturmasında yorgunluğunuzun tuzu biberi oluyor. Organik havuç şurda var, balığı burda, irmiği bitti irmik al, anne sütü bitti otur sağ, onlara tarih yaz poşetle buzluğa kaldır, bebek bezi, ıslak mendili var mı? A bu arada gittiğiniz tatillerin koşturmaları, bavuluna ne konacak? orda ne yiyecek? ne giyecek?…

E tabi bu arada ufak bebekler için bir sürü okul açıldı, eğer bunlara da gidiyorsa ki bizim ufaklık gidiyor. Haftanın belirli günlerinde giydir hazırla kucakla gymboree ye götür. Haftanın bir günü kendi çantanı ve bebeğin çantasını hazırla yüzme dersine götür gibi aktivitelerde dışarıdan eğlenceli gözüksede oldukça yorucudur.

Bir Aqua-tots günü Bebeğiniz yarım saat suda çıp çıp yapacak, efendime söyliyim küçük yaşta yüzmeyi öğrenecek, o ufacık yüzü biraz olsun gülecek diye anne neler yaşar dilersenir bir bakalım;

Ders 15:30 da ama çalışmalarımız sabah saatlerinde başlar. Mayo giyeceğiniz için bakımınız mutlaka ki tam olmalıdır, malum (!) işler halledilir. Küçük bebekle bu tarz saatli programlar zor olur. Uyku saati günden güne değişebilir, ders saatlerinde ne aç, ne de uykusuz olmamalıdır. Daha sabah saatlerinde stres başlar. kaçta uyudu? kaçta uyandı? ay uykusu erken geldi? neden hala uyumadı? geç kalktı, erken yattı, yemeğini yedi/yemedi, herşey stres konusu haline gelir.

Saat 14:00 de çantalar hazırlanmaya başlar. Mayo bezler, havlular, mayolar, temiz kıyafetler vs herşey titizlikle hazırlanır.

15:00 de harala gürele evden çıkılır mekana varılır. Gene bir park etme telaşı yaşanır en yakın park yerine yerleşilir çantalar ve bebek yüklenilir daha havuza bile girmenize gerek kalmadan sırılsıklam su içinde kalınarak okula, soyunma odasına varılır. Dur sen bebeği tut, dur giydiriyim, mayomu giyeyim derken bebekte sizde mayolarınızı giymiş hazır halde 15:30 da (büyük bir mucize eseri!) havuzda olursunuz. Aslında o dakikadan sonra tek isteğiniz dinlenmektir. Ama yooo daha gün yeni başlıyodur. Yarım saat boyunca bebeğinizle eşsiz dakikalar yaşarsınız. Onu havuzda bir yukarı bir aşağı hareketlerle oynatarak suyu sevdirmeye çalışırsınız. Ben şahsen son derste öğretmenimizin yaklaşık Kuzeyi 10 defa yukarı kaldır, aşağı indir hareketinden sonra 1 set daha yapsam kollarımdaki kasları daha da çalıştırsam mı die düşünmedim değil 🙂

16:00 da ders biter havlulara sarılınır. Soyunma odasına dönülür. Çocuk ıslak, sen ıslak ilk önce kurulanılır bebek giydirilir sonra sen giyinirsin. Gene çantaları sırtlanıp bebeği de kucağa, başlarsın bu sefer arabaya geri yürümeye.
Saat 16:30 eve varılır. Kanepeyle kısa bir flörtöz bakışma yaşarsın. Akşam bebeğim uyuduktan sonra görüşürüz gibilerinden bir bakış atar uykusuzluktan mızıldanan bebeği yardımcı ablasının kucağına verirsin. Bu seferde son uykusunu açık havada yapsın diye hızla hazırlanır, gene bebeği kucaklar pusetinide açarak sokaklara düşersin. Sağa pışpış, sola pışpış, hızlı hızlı yürüyerek uyutursun. O uyuduğu dakikalarda sindiğin parktaki bank sana kral tahtı gibi gelir. Oturursun büyük bi keyifle uyur haldeki melek bebeğini izlersin. Yarım saat sonra melek uyanır ve parka gitmek ister. Bu seferde parka yürürsünüz çocuk salıncağa binmek ister kaydıraktan kayar bunların hepsi size birer aktivite olur. Bugün için sizin elinizde kayan veya sizin fiziksel desteğinizle vs sallanan çocuk için ilerde de “aman kızım yapma, dur oğlum düşüceksin” gibi stres unsuru durumlarda yaklaşmaktadır merak etmeyin tehlikenin farkındayım 🙂
Sonunda çocuk yorulur, sizin pestiliniz çıkar. Daha büyük çocuğu olup da “annneeeeee 5 dakka dahaaaa” diye bağıran, saçı başı dağıtmış anneye üzülerek 8 aylık bebekle park, yarın akşamüstü saatine kadar şimdilik terk edilir.
18:00 çok şükür baba gelir bebeği onunla oynaması, sağlıklı vakit geçirmeleri için yalnız bırakır kanepeye yatarsın (neeee??? hahahahha güldürmeyin beni lütfen :)!!!!! Bebeği bildiğin adamın kucağına atarsın hatta istop oynarsın havaya atarsın kim tutarsa artık :))))
19:30 banyo hazırlıkları başlar. Burasıda çok uzun ve çetrefilli geçen bir süredir. Özellikle belinizin felç olmuşcasına ağrıdığını söyleyebilirim. 
20:00 bebek uyur veya inşallah uyur. Süresi değişkenlik gösterir..
21:00 anne bloguna tüm bu yaşadıklarını yazmaya karar verir ve bu yazıyı yazar. Blog a post eder ve dinlenmek üzere kanapede yayılarak noktayı koyar.

Şimdi dönelim kariyer sahibi kadının çalışmayan(!) anneyi alaya alma konusuna. Valla bu konuyla ilgili bir diyeceği varsa gelsin önce beni bulsun. Fakat şunuda bilsin ki saat 21:00 de çalışmayan (!) anneler grubu olarak çok kibar olamayabiliriz :)!
Benim her yazımda da söylediğim gibi her günüm ve her saatim “çok şükür!” diyerek geçer. Bu yazımın içinde yemek, bulaşık, çamaşır, ütü geçmedi evet. Ben çok şanslıyım ki bunları yapacak bir yardımcım var ama olmadığı zamanlarda oldu. Evliliğimin ilk yılında hem çalışıyor, hem de evimin tüm işini ben yapıyordum. Arabam olmadığı için yürüyerek dakikalarca yürüdüğüm yolun sonunda, gece 1 de yorgunluktan titreyen bacaklarımla yemek pişirdiğimi bilirim. Çok şükür şu an sadece çocuğum için koşturacak imkanlara sahibim. Allah herkesin yardımcısı olsun..
Ben bu blogu sizlerin yüzünü gülümsetebilmek için açtım. Hayatın negatif tarafları her an, hergün karşımızda. Tek amacım en azından bu blogu okurken sıkıntılar, üzüntülerden 5-10 dakika da olsa uzaklaşmanız. Umuyorum hayatımın olumlu taraflarını aktarmaya çalıştığım blogum sizlerin yüzünü biraz olsun gülümsetebiliyordur. 
Tüm bunların dışında konumuza dönecek olursak tabiki çalışan annelere saygım var. Birçok anne ise çalışma zorunluluğu olmasa çocuğuyla böyle koşturmalı günler geçirmek için neler vermez. Bazı anneler ise kendi işlerinde günde 3-4 saat çalışmayı ise çok çalışma sayar. İnsanlar gibi annelerde çeşit çeşittir, fakat ben bu yazıyı sizin gibi olayın bütününü görebilen, vizyonu geniş anneler dışında çok daha sığ düşünen, çalışmayan (!) annelere arada sosyal medyada, dost sohbetlerinde atıp tutan, bu zamansızlığınızda ve yorgunluğunuzda bile yatıp dinleneceğiniz yerde başka annelerede ışık tutma amacıyla oturup 2 satır blog yazan anneleri de alaya alan, “nereye dönsem blogger var” diyen kendini bilmez kişiler için yazdım.

Bence sen doğru yoldasın arkadaşım, sakın pes etme! 

Tüm çalışan/çalışmayan annelere sevgilerimle,

18 Yorum Var

  1. Eline saglik berilcim guzel yazi olmus; ve hayırlı olsun yeni işin; az çok tahmin edebiliyorum 🙂 Ben de sunu soylemek isterim, calismayan bir cok anne benzer asagilamayi calisan anneye yapiyor ben de buna ziyadesiyle sinir oluyorum. Calisan anneye ay nasil olur da cocugunu birakirsin diyenden tut, yok senin cocugun asla saglikli iyi buyumez diyenden çık. Ben buna da karsiyim.

    Calisan bir anneyim ve asla calisma nedenim sadece para degil birincil neden değil öyle söyliyeyim. Bugüne kadar hic vicdan azabi cekmedim hatta vicdan azabi cekmemenin azabini cektim toplumsal baskidan yana. Sanliyim isim oldukca iyi ve flexible, sansliyim cok iyi bir yardimcim var sanliyim cunku annemle ayni apartmanda oturuyorum bunlarin farkındayim.

    Bence konu calisan anne calismayan anne degil; cogu zaman kadının kadına ettigi, malesef.

    Ne anneler bilirim calismaz cocugu ile ne oynar ne ilgilenir ne anneler bilirim calisir cocuyla birlikte odluğu her anı şölene çevirir. Ve elbette aksi olanları da bilirim.

    • size sonuna kadar katılıyorum.. Bir de şu var, çalışmazsın, aaa niye çalışmıyosun, annen baksın git para kazan kendini geliştir derler, çalışınca da vicdan azabı çektirirler… en iyisi kulakları tıkamak gerçekten.

  2. Merhaba ,bu konu benimde çokça yazdığım bır konu.Evde olan ve olmayan gibi kabaca yapılan ayrımlar sinir bozucu.Evde olup kendini geliştiren okuyan ,yazan annelerin sürekli bir eğitim içinde olmalarının bir önemi yok bazılarına göre.Bence asıl önemli olan bu .

  3. Beril’cim, hem çalışıyorum kendi danışmanlık şirketim var, hem blogger’ım hem danışman olduğum için esneğim. Sürekli sosyal medyadayım ve hep “senin vaktin bol tabii” sözünü duyuyorum. Bizim toplumumuzda en kolayı yargılamak, atıp tutmak. Söylenenleri duymamayı üstüne almamayı seçiyorum ben. Tavsiye edebilirim. Yeni grişiminde sana başarılar diliyorum, çok kısa oldu tanışalı ama tuttuğunu koparan her seyi en iyisiyle yapacak bir anne kadın olduğuna inanıyorum sevgiler
    http://www.banunundunyasi.com
    http://www.banutozluyurt.com

  4. Nasilda keyifli bir yazi:) bende çalışma hayatini birakip evde bebeğime bakıyorum. Bence en çok evde oturan anneler çalışıyor;) tabii ayrım yapmıyor um..sevgiler. .

  5. Şu yazdıklarınızı okuyunca anne olmaktan korktum (iş yükü ve sorumluluk anlamında), Allah kolaylıklar versin:( Kesinlikle herkesin iş yükü kendine, etiketlemelerden ben de hiç hazzetmem! Ama bir de yardımcı tutamayacak durumda olup üzerine bir de hem çalışıp hem de evdeki her şey kendinden beklenen kadınlar var ki, artık onu düşünemiyorum:( Annelik zor ama değdiğine eminim:)

  6. Tebrikler,gercekten bir gunumuz anca bu kadar özetlenebilirdi! Özet,cunku yemek yedirme,kusma,alt degiştirme,oyun saatti… Bitmek bilmeyen onca sey varki. Tabii bunlara yetişmek için bizimde iki lokma bişi yemeye var:) 5ay 10 gunluk kızım var. Ben dogum izinimin dönüşünde işten çıkarıldım cok uzulmuştum ama bunun en iyisi oldugunu ve bebegımın gercekten bana ihtiyacı oldugunu farkedince bir sure daha calışmayı duşunmemeye karar verdim.Eleştiriler ne yazık ki hiç bitmiyor. Calışmadıgımız için bu koşturmayı ve yorgunlugu malesef kimseye anlatamıyoruz/inandıramıyoruz:(
    Sevgiler

    • İnanın özellikle Kuzey ilk doğduğu aylarda yemek yiyemediğim, tuvalete bile gidemediğim günler oluyordu. Çalışan annelerin işi gerçekten çok zor denecek hiçbir şey yok ama çalışmayan annelerinde emekleri yadsınamaz..

      Allah çalışan/çalışmayan tüm annelere kolaylıklar versin..
      Çok sevgiler,

      BB

  7. Ne kadar seri anlatmışsınız, okurken yoruldum 🙂

    Ben bebeğim 7 aylık olana kadar kendim baktım, itiraf etmeliyim ki çok ama çok zor bir süreçti… Şimdi çalışıyorum daha mı kolay(!) asla ! Sabah 6 da mesaim başlıyor, önce süt sağıyorum, Sare’nin ananesine gidecek eşyalarını, yiyeceklerini, oyuncaklarını, pusetini.. vs hazırlıyorum koşar adımlarla… kendim yaklaşık 10 dk gibi bir maraton süresinde hazırlanıyorum, sonra eşime kahvaltısını,tostunu hazırlayıp bırakıyorum. Saat tam 7.25 te evden çıkarken kızım uyuyorsa içim burkularak kapıya ilerliyorum, uyumuyorsa servise geç kalıp 2 vesaitle işe gelebiliyorum -tabii en az yarım saat gecikmeyle- işimin yorgunluğu bir yandan, zihnimin bir tarafında kızım… zor bela saat 2.30 olunca koşar adımlarla işten çıkıyorum , yine 2 vesait yaklaşık 1,5 saat sonra annemdeyim. Pertim çıkmış oluyor tabii… Annemde geçen süreyi anlatmama gerek bile yok, sareyi oynat, gezdir, parka götür… Akşam 9 da eve geçiyoruz ancak… 9 dan sonra da evin tüm işlerini yapıyorum, çamaşır, bulaşık, ütü… vs… Uyumam 12’yi geçiyor çoğu zaman ve gece en az 3 defa kalkıyorum her anne gibi… Ve sabah 6… ve yine aynı maraton, süt sağ, hazırla, hazırlan.. vs…

    İki deneyimi de yaşamış biri olarak söylemeliyim ki ikisi de birbirinden ne zor ne kolay…

  8. Okuyun okutun demissiniz bende bir komsu ablama okudum.Gercekten gulunc geldi nedenmi?o zaman anlatiyim.Evde18aylik bir erkek ve 4aylik bir kiz cocugu annenin mecbur calismasi lazim.sabah 5bucukta kalkip kartaldan gunesliye gidiyor yagmur camur kar kis annesine muhtac bebeklerini evde birakarak aglaya aglaya ama mecbur calismasi lazim!butun gun eli bilgisayarda akli evde kulagi telefonda cocuklar napti hastami acmi tokmu.ogle arasinda sut sagmasi lazim evdeki bebegini doyurmak icin ellerinde buzluk cantalari sut sagma aleti hergun goturup getiriyor.aksam kosa kosa eve gelmeye calisiyo.ev 5.katta ve asansor yok ama napsin mecbur.eve gelip cocuklarina kavusuyor tabi cocuklarina bakan kayinvalidenin afra tafrasida cabasi ama napsin susuyor!once oturup nefes almaya calisiyor napsin yemekmi? temizlikmi? Utumu? Yoksa oturup cocuklarlami ilgilensin.Ha bu arada ilgisizde bir koca cabasi.iki kap yemek yapip yiyebildikten sonra cocuklarla ilgilenmeye calisiyor.saat zaten olmus gece yarisi uyusunmu uyumasinmi nasilsa 5saat sonra yine kalkicak ise gitmek icin.zaten kac saat uyuyoki gece bebek emziriyor.Ve hergunu boyle zorluklarla gecen bir kadin bir anneden bahsediyoruz.Ama tabi sizin hayatiniz daha zor cocugu yuzmeye goturmek zor oyun okuluna goturmek zor.Bunlari yazarken bu anneleri dusunmediniz sanirim yada sizin hayatiniz size cok zor geliyor.Bu arada o ablaya noluyor kocasi aldatiyor ve tasi taragi toplayip annesine yerlesiyor siginti gibi hayati dahada cikmaza giriyor.Iste bunun gibi yuzlerce anne var ama sizin isiniz cok zor tabi altinizda arabaniz evinizde yardimciniz ve cebinde paraniz…Allah yardimciniz olsun.

    • Sevgili adsız,
      Önerime uyup emek vererek yazdığım yazımı etrafınızla da paylaştığınız için teşekkür ederim. Asla kızmadım size, düşüncelerinize adaletsizliğe karşı olan kızgınlığınıza saygım sonsuz. Ben kendi hayatımla ilgili detayları yazıp paylaşıyorum okuyucularımla Ayşenin Fatmanın değil. Günde 5.000 işi girip okuyor blogumu takdir eden, etmeyen, seven, sevmeyen oluyor mutlaka. Zaten benim niyetimde kendimi sevdirmek değil. Herkesin ortak konuşabileceği konular hakkında yazmak başka annelerin kafalarındaki soru işaretlerine ışık tutmak ve sizin gibi, yorum yapan diğer anneler gibi herkesin dertleşebildiği, fikrini özgürce söyleyebileceği bir platform yaratmak.

      Yazımın son paragrafında da söylediğim gibi “Birçok anne ise çalışma zorunluluğu olmasa çocuğuyla böyle günler geçirmek için neler vermez.” insanlar gibi annelerde, hayatlarda çeşit çeşit. Sizin mantığınızla da düşünürsek bence sizin komşunuz çok şanslı en azından evinden çıkıp gidebileceği bir işi var, o işi bile bulamayan, çocukları aç kaldığı için uykuya dalamayan anneler ne yapsın? Hatta sizin komşunuz o kadar şanslı ki afra tafra da yapsa gelip torunlarına bakan bir kayınvalidesi var. Kayınvalidesi olup da torunlarına bakmaya bile gelmeyen, kayınvalidesi olmasını geçin bir akrabası bile olmadığı için çocuklarını kolu komşuya bırakmak zorunda kalanlar ne yapsın? Bu örneklerin sonu gelmez.
      Ben çok şükrederim, kişilerin emek sarfederek dertlerini, düşüncelerini paylaştığı bloglara girip alay etmeye ayıracağı mesaiyi şükretmeye ayırabilir. Asla kızgınlıkla yazmıyorum bunları, bana doğan cevap hakkımda belki bir anneye daha yardımcı olabilirim kaygısıyla yazıyorum bunları.

      Bu tarz sosyal platformlarda siyasi ve kapitalist düşüncelere yer olmadığı düşüncesindeyim. Fakat genede dediğim gibi yazdıklarınıza, düşüncelerinize, kızgınlığınıza saygım sonsuz.

      Biz bir sürü değişik hayattan gelen, birbirinden farklı hayatlar yaşayan kadınlarız. Hepimizin tek bir ortak noktası var; 10000 liralıkta olsan 1 liralıkta hepimiz “anneyiz”. Sosyal medyada birbirimize arka çıkarak din, dil, ırk, sosyoekonomik durum gözetmeksizin çok ses olmaya çalıştığımız, omuz omuza durmaya çalıştığımız bugünlerde, blogger olarak değil bir anne olarak garipsedim yazdıklarınızı. Umuyorum bu tutumunuzun kırılma noktasıdır bugün, ne demiş Mevlana; “Gel, gel, ne olursan ol yine gel…”

      Sevgiyle kalın,

      Beril

  9. Aslında her kesim olarak ben böyleyim öteki kötü demeyi bıraksak belki her şey daha kolay olacak.

    Evdekinin de çalışanın kendine göre yaşadığı zorluklar mutlaka var.Hayat dinamiklerimiz farkı ama endişelerimiz aynı.Bu konuda önemli olan ayrıştırmadan ötekileştirmeden sadece ve sadece empati yapabilmek..

    Ne çalışan anne daha zoru başarıyor ne de evdeki anne..Eğer iyi anne olmaya çalışıyorsanız hepsinin kendine göre zorlukları var.

    • Ne güzel dedin canım. Ben çalışmayan annelerin bazı ortamlarda çok ciddiye alınmadığına, yorulduklarının bile düşünülmediğine şahit olduğum için kadınlarımızın/annelerimizin haklarınızı savunmak istedim. Yoksa kimseyi karalamak değil amacım. Yazımda da dediğim gibi zaten çalışan annelerin durumları tartışılamaz allah hepsine kolaylıklar versin..

      Dediğin gibi hayat dinamiklerimiz farklı ama endişelerimiz aynı.

      Çok öpüyorum cnm seni,

  10. Bende uzun yıllar çalıştıktan sonra evde olan bir anne olarak evde olmamın zorluklarını ve çalışan annelerin dudak bükmelerinden duyduğunuz rahatsızlığı anlıyorum. Keşke yarım gün çalışabilsek, çocuklarımızla en az 2 yıl evde kalabilsek devlet desteğiyle. Ama hep birşeylerden vazgeçmek gerekiyor , ya iş hayatını, gelecek geliri yada çocuklarımızı burakmamız gerekiyor.
    Ne yazıkki anneler hep birbirlerinin yaptıklarını değersizleştiriyorlar. Önemli olan en iyi anne olmak değil, önemli olan çocuğunun tüm ihtiyaçlarına gönülden cevap verebilmek. Bende bu konuyla ilgili bşr yazı kaleme almıştım.
    http://erkenemekli.blogspot.de/2014/01/calsmayan-anne-olmak-sans-mdr.html

  11. Hamilelik sonrasında doğum iznini uzatmış ve yaklaşık 5 aydır evde çalışan (!) birisi olarak yazdıklarınıza sonuna kdr katılıyorum. Blogumu ilk açtığım dönemde, ne var cnm efe uyuduğunda alır kahvemi sakin sakin yazarım demiştim, şuan buna kahkahalarla gülüyorum. Hiçbir şey uzaktan gözüktüğü gibi değil maalesef, hele ki bebişlerin uyudu uyandı yedi yemedi stresi yok mu:) ne diyeyim ağzınıza sağlık, içime brz su serpildi 🙂

  12. çalışan bir anne olarak yazınızdaki yoğunluğu aynen yaşıyorum diyebilirim..bir de buna günün 12 saatini dışarıda geçirmeyi ve “başkaları” için iş yapmayı da ekleyin..ütü + yemek + temizlik de var..2 haftada bir temizlikçi geliyor ama bebekli ev olunca her gün elin evin üzerinde oluyor..hepimiz haklıyız aslında..ama yazının “Bazen kasabınıza ulaşmak aynı yerde dönüp durup park yeri arayarak, 40 derece sıcakta veya kar/yağmur/soğuk demeden arabanızı olabilecek en yakın(!) yere park edip metrelerce yürüyüp kasaba ulaşma çabalarınızda günün koşturmasında yorgunluğunuzun tuzu biberi oluyor. ” cümlesi beni rahatsız etti şahsen..çalışan kadınlar bunu her gün yaşıyorlar ve bunu annelikten kaynaklanan bir yorgunluk olarak saymıyorlar bile! “Bebeğin için yeni ürünleri, doğru bilgileri, yeri geldiğinde çocuk yetiştirmek ile ilgili kitapları okumak büyük ölçüde kadının görevi oluyor. ” bu cümle de rahatsız etti çünkü çalışan bir anne olarak bu konu hakkında harcayacak ayrı bir mesaiyi bazen bulamıyorum bile! iyi ki babası var bu noktada araştırma işlerini ona atabiliyorum! 🙂 (bu arada “rahatsız etti” demek doğru ifademi pek karar veremedim ama umarım anlatabiliyorumdur demek istediğimi 🙂 )

    lafın özü; hepimiz elimizden geldiğince iyi insanlar yetiştirmeye çalışıyoruz..aslında belki de herşeyi zorlaştıran bizleriz, işimiz zor demeyi seviyoruz belki de.. 🙂

    ha bir de kişisel bakım hakkında bir şey söylemek istiyorum; tam bir buçuk aydır saçlarımı kestireceğim! bir türlü fırsat bulamadım..dip boya falan yalan zaten..iyice geriye yatırıp toplayınca pek fark edilmiyormuş beyazlarım onu anladım! 🙂

    bir de çalışan anne olarak şu zor geliyor bana: işyerinde birine ya da bir şeye sinirlendikten sonra enerjim ekstra gidiyor..bu çok sinir bozucu gerçekten..karşında dünyanın en tatlı varlığı var ama kafan işte güçte..zor..

    beril hanım, umarım sizi ve kimseleri kırmadan anlatabilmişimdir derdimi 🙂

Yorum Yaz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.