Omo biz anneleri “Kirlenmek Güzeldir!” sloganıyla o kadar etkiledi ki artık bir çoğumuz tepki gösterebileceğimiz ‘kirlenme’ aktivitelerine sempatiyle bakar olduk 🙂 Hatta hemen size konuyla ilgili somut bir veri vermek istiyorum. Omo’nun yapmış olduğu bir araştırmaya göre ‘Kirlenen çocuk daha fazla öğrenir’ diyen annenin %73 oranında olduğunu öğrendik. Bahsetmiş olduğum araştırma sonucu OMO’nun “Çocukları Geleceğe Hazırlamak” isimli çalışmasında ebeveynlerin yaşadıkları kaygılardan birinin de, hayatın hızlı değişimi olduğundan yola çıkarak konuyu bir araştırma ile de bizlere sundu. Yazımın içerisinde zaman zaman bu araştırma sonuçlarına rastlayacaksınız. Konuyla ilgili en çarpıcı veri sonuçlarından bazıları; annelerin %69’u “Çocuğumu bugünden daha zor bir gelecek bekliyor” derken katılımcıların %70 i çocuklarını geleceğe hazırlamak için kendilerini ve imkanlarını yeterli görmediklerini belirtti. Annelerin %60’ı ise çocukları için gelecekte hangi vasıfların iyi olacağını kestiremediklerini ve belirsizlikle karşı karşıya olduklarını belirttiler.

OMO, uzmanlarla bir çalışma grubu oluşturarak, ebeveynlerin kaygılarını açıkca ortaya koyan araştırma sonuçlarını masaya yatırdı. Çocuk ve Ergen Psikiyatrı Prof. Dr. Yankı Yazgan, Eğitim Psikoloğu Dr. Michele Borba, Fütürist Ufuk Tarhan ve Aktif Yaşam Derneği’nden Mehmet Ali Çalışkan’dan oluşan ekip, ebeveynlerin “Öngöremediğim bir geleceğe çocuğumu nasıl hazırlamalıyım?” sorusuna yanıtlar aradı. Demet Akbağ’ın da OMO’nun marka elçisi rolünü üstlendiği bu projenin detaylarını konuşmak için Salt Galata’da pırıl pırıl bir pazar sabahı bir araya geldik.

2J9B3866

Hepimizin merakla beklediği ‘deneyimsel öğrenme’ konusundaki belki de en çarpıcı cümle sunumun en başında OMO yetkilileri tarafında söylendi; “Çocuklar kirlenerek öğrensin gerisi bizim işimiz!” Bu mottodan yola çıkarak biz annelere çocuklarımıza deneyimsel öğrenme ile ilgili nasıl faydalı olabiliriz konusunda Ergen ve Çocuk Psikiyatrı Prof. Dr. Yankı Yazgan, Mehmet Ali Çalışkan (Aktif Yaşam Derneği) ve Demet Akbağ’dan çok faydalı bilgiler öğrendik.

“Yaparak-Deneyimleyerek Öğrenme” çocuğu geleceğe nasıl hazırlar?

Dr. Michele Borba  “yaparak – deneyimleyerek öğrenme” konusunda verdiği bilgilerde şu ifadeleri kullandı “Bugün dünyanın farklı yerlerinde de olsalar ailelerin soruları ve kaygıları benzer: ‘Geleceği öngöremezken çocuğumu bu geleceğe nasıl hazırlayacağım?’. Buna yanıtımız şu; çocuklarınızın etraflarındaki dünyayı kendilerinin keşfetmelerine, öğrenmelerine ve anlamalarına imkân sağlamalısınız. Bu öğrenme yöntemine ‘yaparak – deneyimleyerek öğrenme’ diyoruz.

Pasif veya ezbere dayalı olmayan bu modelde çocuk aktiftir. Bir çocuğun plajda kumdan içinden geldiği gibi şekiller yapması buna güzel bir örnektir. Çocuk böylece sahildeki her şeyle doğrudan etkileşim kurarak oradaki şeyleri öğrenir, içselleştirir. Ona kitaptan plaj resmi göstermenizden çok daha fazlasını, üstelik kalıcı olarak öğrenir. Deneyimleyerek öğrenmeden bahsettiğimizde ebeveynlerden, “çocuklar dijital dünyayı ne şekilde ve sıklıkta deneyimlemeli?” sorusunu da alıyoruz. Dijital dünyaya doğan bir nesil yetiştirdiğimiz gerçeğini kabullenmeliyiz ancak teknolojiyi çocuk bakıcısı olarak kullanmamalıyız.  Çocuklarımızın hem çevrimiçi hem de çevrimdışı dünyalarının ebeveynleri olmak için her iki dünyayı da anlamalıyız. Çocuklarımızın dijital hayatlarına, aileleriyle daha fazla bağ kurabilmelerine, dünyayı keşfederek öğrenmelerine ve temel hayat yetkinliklerini kazanmalarına da zaman kalması adına açık ve uygulanabilir bir zaman sınırı koymalıyız.”

Özellikle 30 lu yaşlardaysanız büyük bir ihtimalle çocukluğunuz agaç tepesinde, sokaklarda yakan top veya saklambaç oynarak geçmiştir. Hepimizin özlem duyduğu o yıllar sadece 10-15 sene uzağımızdayken bir anda hayatımıza giren akıllı telefonlar ve tabletler hem bizlerin hem de çocuklarımızın hayatlarını ciddi şekilde işgal etmeye başladı. Bu konuyla ilgili artık %100 kesinlik kazanmış belki de en önemli bulgu; “Tablet, akıllı telefonlar vs. gibi teknolojilerin fazla kullanımı ileride dikkat ve öğrenme sorunu olarak karşımıza geliyor!” gerceği! Gene Omo’nun yapmış olduğu araştırmaya göre %11 oranında anne çocuğunu hiç dışarı çıkarmıyor. %49 u ise sadece haftada 2 gün çıkarıyor. Evet evlerimizde teknoloji bizleri esir almış olsa da aslında dediklerinizi duyar gibiyim. Tabiki sokaklar eskisi kadar güvenilir değil ama çocukları biraz da özgürleştirmek ve deneyimsel öğrenme alanları yaratmak gerçekten çok önemli.

Prof. Dr. Yankı Yazgan yaparak – deneyimleyerek öğrenen çocukların kazanımlarını şöyle açıklıyor; “Çocuklarımızı geleceğe hazırlamak istiyorsak, onlara değişime adapte olabilme, uyumlanma ve koşullar karşısında esnek olabilme yetkinliklerini kazandırmalıyız. Yaparak – deneyimleyerek öğrenme çocukların değişim içinde yollarını bulabilmeleri için ihtiyaç duydukları temel yetkinliklerin edinilmesine ve gelişmesine  yardımcı olur. Çocukların bu yöntemle kazanacakları ve onları geleceğe hazırlayacak yetkinlikler arasında kendini tanıma, empati, iletişim becerileri, motivasyon, hedef belirleme, geleceği planlama, sorun çözme, öfke – stres – zaman yönetimi, sabır ve uzlaşmacılık yer alır. Çocukluktan itibaren bu tür yetkinlikleri gelişmiş olan bireyler, farklı durumları yönetmek için çocukluklarından getirdikleri bu yetkinlikleri kullanırlar.”

 

Bu konuyla ilgili de gene Çocuk ve Ergen Psikiyatrı Prof. Dr. Yankı Yazgan’ın dedikleri resmen aklıma kazındı “Bahçede ağaca tırmanmış ve dalından elmayı yemiş bir çocuğu sanal bir dünya keser mi? Kesmez. Nerden mi biliyorum? Sizin çektiğiniz özlemlerden. Demekki hiçbirşey gerçeği gibi olmuyor! Diğer bir deyişle duyular ne kadar sık kullanılıyorsa deneyimsel öğrenme o kadar kullanılmış oluyor. Alışveriş merkezindeki kalabalığa girmekle sokakta vakit geçirmenin farkı tabiki tartışılamaz. Çocuğunuz ve sizler ne kadar dışarıda vakit geçirirseniz ister istemez deneyimsel öğrenme kavramına da o kadar marul kalmış oluyorsunuz. Mesela okula servisle giden bir öğrenci ile yürüyerek giden bir öğrencinin yaşayarak öğrendikleri ve deneyimledikleri çok farklı. Servisle giden birçok öğrenciye okula nasıl gidildiğinizi sorduğunuzda çoğunlukta yolu bilmediğini farkediyorsunuz. Fakat okuluna yürüyerek giden bir çocuk duyuları aracılığı ile yaşadıklarına birer isim koyuyor ve o isimler tecrübelerimizi, öğrendiklerimizi daha kalıcı hale getiriyor. Mesela örnek vermek gerekirse; ‘şu köşeden geçerken köpek bana havlayacak bu yüzden karşı köşeden yürüsem iyi olur! Şu sokaktaki çocuklar bana sataşıyor o yüzden yan sokaktan okula gideyim’ gibi deneyimsel öğrenmeye örnek olabilecek tecrübeleri çocuk her gün yaşama sansı yakalıyor. Unutulmamalıdır ki etkileşimden çıkan deneyimsel öğrenme insana mutlak yarar sağlar.”

Tüm bunların yanında gerçekçi bir yaklaşımla ebeveynin çocuğuyla evlerinde tabletten uzak deneyimsel öğrenme oyunları, etkinlikleri yapılması çok sık rastladığımız bir durum değil. Çünkü hayat şartları eskisi kadar kolay değil. Artık birçok anne de ev bütçesine katkı sağlıyor. Bunun sonucunda çocuğuyla da çok fazla ilgilenemediğinden mutsuz. Gene Omo’nun yapmış olduğu araştırma sonucu beni gene şaşırtmadı; ‘Çocuğuyla 2 saatten fazla oyun oynayan annelerin oranı sadece %6’

2J9B3601

Deneyimsel Öğrenmenin belki de en önemli başlangıç noktası ‘Merak’. Merak insan doğası için çok önemli bir dürtü ve çocuktaki bu merak duygusunu da mutlaka besliyor olmamız gerekiyor. Çocuğun merak duygusunu canlı tutarak enerjisini kanalize edebilecek doğru etkileşimler sağlamak ve onu büyütmek en doğrusu.

Oyunun çocuklar için öneminden bahsetmekle konuya giren Mehmet Ali Çalışkan’ın ise “Oyun çocuklara bırakılmayacak kadar ciddi ve önemli bir iştir” diyerek çok önemli bir konuyu gündeme getirmiş oldu. Tabiki bu sözde aslında söylenmek istenen oyunun ciddi bir mesele olduğu değil, oyunun içerisinde verilecek doğru mesajlar ve öğretilerin bir yetişkin eşliğinde sağlıkla çocuğa aktarılması halidir. Mehmet Ali Çalışkan’ın da deneyimsel öğrenme hakkında söyledikleri oldukça çarpıcıydı.

Çocuklar yeterince hareket etmediğinde tek risk obezite değil!

Çocukları Geleceğe Hazırlamak çalışmasında yer alan Aktif Yaşam Derneği kurucularından Mehmet Ali Çalışkan, hareketsizliğin “yaparak-deneyimleyerek öğrenme” modelinin önünde bir engel olduğuna vurgu yapıyor. Çalışkan’ın bu konuda verdiği bilgiler şöyle “Yaparak – deneyimleyerek öğrenme modeli çocuğun çevresiyle birebir etkileşime girmesiyle ilgili. Çocuğun dünya ile etkileşime girmek için kullandığı yöntem ise oyun.  Çocuk oyun oynarken farklı düşünmeyi, karar vermeyi, paylaşmayı, sosyalleşmeyi, problem çözmeyi ve daha pek çok şeyi öğrenir. Ancak Türkiye’de çocukların hareket etme karnesine bakınca endişe verici bir tablo görüyoruz. Kızların %85’i, erkeklerin %94’ü günlük önerilen adım sayısını geçmiyor. Üstelik hafta sonu çocukların hareket etme oranları daha da düşüyor.  Ne acıdır ki hareketsizliğin neden olacağı tek sorun obezite sanılıyor. Çocukların hareket etmemesi oyun oynamadıklarını, dünyayı keşfetmek için çaba sarf etmediklerini gösteriyor ki bu hem deneyimleyerek öğrenme hem de zihinsel gelişim fırsatlarını kaçırdıkları anlamına geliyor.”

2J9B3636

Demet Akbağ’ın enerjisi ve güler yüzü eskiden beri hoşuma gider. Onun bu toplantıdaki varlığı da ayrıca beni çok mutlu etti. Özellikle toplantı sonuna doğru söylediği “Benim çocukluğumda bir bilim kurgu dizisi vardı. Orda olan biteni şaşkınlıkla izlerdik! Kısa bir süre içinde o kadar hızlı bir değişim oldu ki orda izlediğimiz ışınlanma hariç herşey gerçek oldu!” sözü hem bizleri güldürdü hem de gerçeklerle yüzleştirdi. Evet teknoloji tabiki gerekli, mutlaka ki hayatımızı kolaylaştırıyor ve hatta bazen çocuklarımızın bir şeyler öğrenmesinde önemli bir araç oluyor fakat ne olursa olsun burda gene Demet Akbağ’ın söylediği bir sözle yazımı sonlandırmak istiyorum; “Teknoloji iyi güzel de hiçbir zaman bebek bakıcımız olmasın!”

2J9B3310

2J9B3372

2J9B3717 2J9B3826

2J9B3317

2J9B3915

Yorum Yaz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.