” Okulunuz öğrencilerinden … …’in annesiyim. 2013 – 2014 öğretim yılında okulunuzdaki sekizinci yılımız. 

 

Bundan tam sekiz yıl önce katıldığımız tanıtım toplantısında, sevgili … …’in bizlere dağıttığı kakuleleri tadarak, koklayarak, çiğneyerek ne olduğunu anlamaya çalıştığımız gün; en değerlilerimizin, kıymetlilerimizin eğitim yolculuklarına … okulunda çıkmalarına hiç tereddüt etmeden karar vermiştik bile. Geçen yıllar içerisinde, vermiş olduğumuz kararın ne kadar isabetli olduğu konusunda hiç şüphemiz olmadı. Hatta bu yıl, bir kıymetlimizi daha okulumuza yeni başlatacak olmanın heyecanını yaşıyoruz pek çok aile gibi. 

 

Sizlere sadece bir konudaki çekincemizi bildirmek ve bu konudaki kararımızı anlayışla karşılayacağınızı umarak yazıma devam etmek istiyorum. 

 

Bilindiği gibi sağlıklı tarım uygulanmayan tarım ürünleri, zirai ilaçlardan kaynaklanan, yıkamayla bile geçmesi mümkün olmayan kanserojen kalıntılar içermektedir. Artık meyve ve sebzeler dahil, bu tarım ürünlerini göz göre göre tüketmek imkansız hale gelmiştir. 

 

Sofralarımızdan eksik edilmeyen tavuklar ile ilgili gerçeklere gelince: 

 

Kemikleri gelişmesin, sadece et yapsınlar ve çabucak büyüsünler diye daha yumurtadan çıkar çıkmaz hormon ve antibiyotik verilen; 1 saat karanlıkta, 23 saat ışık altında bırakılarak durmadan yemeye zorlanan, kuluçka süresi 17 güne inen, henüz 45 günlükken aslında bir yumruk büyüklüğünde olması gerektiği halde 1,5 kiloya kadar çıkabilen tavuklar eğer hemen kesilmezler ise zaten kemikleri kırılarak kendiliğinden ölüyorlar. 

 

Toksin, hormon ve antibiyotikler verilerek yetiştirilen bu çiftlik tavuklarını yemenin; kansere, karın fıtıklarına, kemiklerin kolay kırılabilir olmasına, akciğer sıvısının bitmesine, KOAH başlangıcına yol açtığı, onkoloji uzmanları tarafından açıkça belirtiliyor. Sonra görüyoruz ki ‘Beyaz et sağlıklıdır’ düşüncesi ile sık sık tavuk tüketen onlarca kadın, onlarca gencecik kadın meme kanserine yakalanıyor her gün. 

 

Tavukta tehlike saymakla bitmiyor. ‘O halde kırmızı et tüketelim’ derseniz de durum şöyle: 

 

Etleri pembe olsun diye buzağılara demir verilmiyor. Hayvanlar demir eksikliğinden ahırların paslanmış metal aksamlarını yalıyorlar. Henüz sekiz aylıkken aslında küçücük olması gereken danalar, verilen hormonlar sayesinde kocaman oluyorlar. Yediğimiz etten, sütten, yoğurttan bol miktarda hormon ve antibiyotik almak düşüyor bize de. 

 

Bu hormonlu, antibiyotikli etleri tüketen çocuklarımız antibiyotiğe karşı bağışıklık kazanıyorlar. Hastalandıklarında antibiyotik aldıklarında da günlerce iyileşemiyorlar bu sebeple. 

 

Hepimiz biliyoruz ki, kız çocuklarımız artık erken yaşta adet görmeye başlıyor. Erkek çocuklarımızın göğüsleri büyüyor. Henüz 11 – 12 yaşındaki çocuklarımız gıdalardan aldıkları bu hormonlar yüzünden erken gelişen metabolizmalara sahip oluyorlar. Yetişkin giyim ve ayakkabı mağazalarından alışveriş edip diyetisyenlerde fazla kilolarını vermeye çalışıyorlar. 

 

Tüm bunların yanında trans veya hidrojenasyon ile oluşan yağların koroner kalp hastalıklarına sebep olduğu artık kesinleşti. Diyabet, obezite, kanser, kısırlık, karaciğer bozukluğu, alzheimer, parkinson gibi bir çok hastalık ile ilişkileri hakkında da yüzlerce bilimsel veri mevcut. 

 

Sentetik mayalama yöntemiyle, içerisine antibiyotikli sütler, süt tozları ve hidrojenize yağlar katılarak üretilen yoğurtlar market raflarını dolduruyor. Piyasadaki bilindik pek çok yoğurt markasında, su kaybını önlemek ve sertleşmesini sağlamak için hayvanların deri ve kemiklerinden elde edilen bir katlı maddesi olan jelatin kullanılıyor. Hatta mum yapımında kullanılan parafin, küflenme ve bozulmalara karşı yoğurt tozu, kıvam arttırıcı, kalite arttırıcı gibi masum başlıklar altında pek çok zehirli kimyasal kullanıldığı da sık sık tespit ediliyor. 

 

İnsanın aklına bile gelmeyecek her türlü katlı maddesinin, her türlü üründe kullanıldığını söyleyen akademisyenler; bu katkı maddelerinin başta kanser olmak üzere pek çok hastalığa davetiye çıkardığını, artık bunları yakalamaya çalışmaktan yorulduklarını, tüketicilerin kendi sağlıklarını koruyabilmek için bilinçli olmaları gerektiğini dile getiriyorlar. 

 

Kanser riskini azaltan, özellikle kolon kanserine karşı koruyucu etkisi olan, bağırsaklardaki tehlikeli mikropların oluşumunu engelleyen, LDL kolesterolü azaltan ve gıda zehirlenmelerine karşı koruyan mucizevi doğal ilaç olan yoğurdu; market raflarından satın alıp tüketmek, açıkça ortadadır ki bilinçli tüketicilerin yapacağı bir şey değildir. 

 

Tüm bu tehlikelere, bir de geçtiğimiz aylarda Türkiye’ye girdiği tespit edilen GDO’Lu pirinçler eklenmiştir. 

 

 

Saygıdeğer Yönetim Kurulu Üyelerimiz, 

 

Ben, bir anne olarak, doğdukları günden beri çocuklarımın sağlıklı ve iyi yetişmeleri için çaba gösteriyorum. Amacım, çocuklarımın gencecik yaşlarda amansız hastalıklarla mücadele etmelerini bir nebze olsun engellemek. Biz … ailesi olarak mutfağımızda istisnasız sağlıklı tarım ürünleri kullanmaktayız. Tavuk ve dana etlerindeki tehlikelerden dolayı sadece balık ve kuzu eti tüketmekteyiz. Yemeklerimizde sadece saf zeytinyağı kullanırız. Mevsiminde sadece kendi çiftliğimizin meyve ve sebzelerini tüketiriz. 

 

Çocuklarım fast food nedir bilmezler. Hamburgerimizi de, pizzamızı da evde yaparız. Çarşı yoğurdunun da tadını bilmezler. Soframızda her gün evde mayaladığımız yoğurdu, ev ayranını veya ev limonatamızı tüketirler. 

 

Geçtiğimiz yıllarda oğluma, okulda sadece yoğurt ve ekmek yiyerek karnını doyurmasını öğütlerken; şimdilerde market yoğurtlarının da yanına yaklaşmaması gerektiğini tembihliyorum. 

 

Bu sebeplerden oğlumuz … 2 yıldır okul yemekhanesini çok nadir istisnalar dışında kullanmamaktadır. Sağlıklı tarım ürünü olup olmadığını bilmediğimiz meyve, sebze ve tahılların; yazılıp çizilen tüm tehlikelere rağmen okul yemeği menümüzden halen ısrarla çıkarılmayan, bakteri ve zehir saçan tavuk etlerinin, dana etlerinin, nebati yağların, kızartmaların, sentetik mayalı yoğurtların kullanıldığı yemekhaneyi, önünüzdeki yıllarda da kullanmasını bir anne ve bir baba olarak uygun görmüyor, onaylamıyoruz. (…)

 

Üstelik dolaplardaki böceklenme tehlikesinden dolayı yasak olduğundan, oğlumuzun çantasına meyve veya çerez gibi bir gıda da koyamıyoruz. 

 

Yukarıda ayrıntıları ile belirttiğim tüm bu haklı sebeplerle, 2014 – 2015 eğitim yılından itibaren, okul yemeği ücretinden muaf olmayı talep ediyoruz. Ayrıca …’in okulda yaklaşık 8 saat aç kalmasına tedbiren; böceklenmeye mahal vermeyecek korunaklı bir kapta meyve, çerez veya sandviç tarzı bir gıdayı, bu eğitim dönemi itibariyle çantasına koymasına izin verilmesini rica ediyoruz. Kararımızı anlayışla karşılayacağınızı ümit ediyoruz. ” 

 

 

Okullar açılıyor. Ben dahil, hepimizin derdi başlıyor. İpek 6. sınıfa, Mavi anaokuluna… Biz şanslıyız yine. Yöneticilerimiz halden anlayan, akılları başlarında, kendileri de sağlıklı beslenmeye kıymet verenlerden… Maliyet hesaplarını aştık. 

 

Biliyorum ki büyükşehirde kolay olmuyor bu. Yukarıdaki mektup, yıllardır ”yararlanıcımız” olan bir anneden geldi bana. Uzun zamandır paylaşmak istiyordum, kısmet bugüne imiş. Bir dilekçe örneği, bir tepkinin başlangıcı, bir kıvılcım… Biz istersek düzeltiriz her şeyi. ”Çıkıntı, arıza, cins, deli” sıfatları takılır bize ama sıfatların en önemlisi ”anneliği” gururla taşırız. Bu böyle… Zor bu işler. Zoru da başarırız. 

 

İstanbul’da birkaç anaokulu işe başlayan çalışmamız enteresan verilerle ilerliyor. Rapor alan öğrenci sayısı neredeyse hiç yok. Hastalıklar çok ufak tefek öksürükler ile ayakta atlatılıyor. Genel olarak alerji yok. Bunları duymak güzel şey. Ana okullarına yetebildiğimizce biz de varız.” 

 

Bazılarımız alışveriş etti, bazılarımız hakkında çıkan spekülasyonları takip etti, bazıları inanmadı, bazılar ise arabasına atladı kalktı yazısını paylaştığım İpek Hanım Çiftliği’ne gitti. Çevremdeki anneler her ne kadar bilinçli olsa da birçoğu da organik de neymiş, doğal da ne ola ki diyorlar ve marketlerde satılan o kusursuz görüntülü meyve sebzeleri çocuklarına hatta bebeklerine yediriyorlar. Tercih sizin ama lütfen önce yukarıdaki yazıyı okuyun ve kararınızı sonra verin..
Bu yazı İpek Hanım Çiftliği’nden bizlere her hafta mail gönderen Pınar Hanım tarafından bizlere iletilmiştir. Kendisinin izni ve desteği ile sizlerle paylaşıyorum. Elden ele yayalım lütfen..
 
 
Sevgiler,
 
 
Beril Bayındır
 
 
 

1 Yorum Var

  1. tebrikler öyleyise örnek aldım sizi umarım bende böyle kararlı bir anne olurum..sevgiler…

Yorum Yaz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.