Beni tanıyanlar hayvanlara olan sevgimin anormal boyutlarda olduğunu bilirler. Artık kocamda alıştı. Bigün eve gelir;
-“Kalk aşkım hiç oturma, markete gidiyoruz alışveriş yapacağız. Bolluca’da köpekler zehirlenmiş, onları sevmemiz, ilgilenmemiz lazım. Gönüllü bakanlara, veterinerlere yemek götürmemiz lazım hadi hadi” derim.
Birgün,
-“Anne bu yavru kediyi eve alamaz mıyız lütfeeeeen” diye ağlaşır. Annem ise düşünceli;
-“Kızım geçen ay getirdiğin hasta köpekle 3 gün veterinerde sabahladık sokaktan kedi almamız mantıklı olur mu?!” diye beni vazgeçirmeye çalışırdı.

Bizim şu an 7,5 yaşında Bursa’daki köpek çiftliğinden aldığım, cinsi belli olmayan ama terrier e benzeyen bir köpeğimiz var. Sürekli ölen hastalıklı köpeklerin 3.sünden sonra babam, benim üzüntüme ve veterinere döktüğümüz çuvalla paraya daha fazla dayanamayıp sağlıklı bir köpek seçmek üzere ‘Bursa Köpek Çiftliği’ ne götürdü beni.
Oraya vardığımızda pekingese, pincher, yorkshire bir sürü cins yavru köpek çıkardılar önüme. Fakat babamla benim kulağım hemen girişte sağda duran akvaryumun içinde arka ayaklarının üzerinde zıp zıp zıplayan sese takıldı.
-“Sanıyorum burda da bir köpek var, onu neden çıkarmıyorsunuz?” soruma, satıcı;
-“Onun çenesi biraz önde, safkanda değil kırma” olarak cevap verdi.
Babam benden hayvan delisi, biz bu lafın üzerine hemen onuda çıkarmalarını istedik ve o bedenine 2 numara büyük alt çenesiyle, ‘alın beniiii, alın beniiii götürün buralardan’ bakışıyla kalbimizi çaldı. Diğerlerine bile bakmadan kucağımda ‘Bıcırık’ İstanbul yoluna girmiştik bile.

Bıcırık’ımız hala bizimle. Bir de ona ek olarak kuşlarımız var artık. Hergün sabah/akşam (bazen öğlenleri) kuşlara bulgur ve su veriyorum. Guguuug gug, Guguuuk gug diye bağırarak beni çağırıyorlar. Hatta işin komiği mutfak camından yemek verdiğim kuşlar bazen salon camının önüne gelerek bana bakıp resmen “hadisene dostum acıktık burda!! Sen bizi öldürmek mi istiyorsun?!” dermiş gibi içeri bakıyorlar. Bu ara güvercinlerle, kumrular arasında sıkı bir ekmek kavgası var. Kocamla en büyük keyfimiz kahvaltı ederken sabahları onları izlemek.
Bizler ne sıkıntılar yaşarsak yaşayalım, her zaman bunları sevdiklerimizle paylaşabiliriz. Herhangi bir fiziksel engelimiz yoksa, açken “açım” diyecek, susayınca “susadım” diyecek becerimiz var. Ama unutmayalım ki onlar ‘susadım’ ve ‘acıktım’ diyemiyorlar.
Bu sıcak günlerde kapınıza bir kap su, bir kapak yemek bırakmayı ihmal etmeyelim.
Unutmayalım ki; hayat onlarla daha güzel..


2 Yorum Var

  1. Hayat onlarla güzel gerçekten de, halen anlaşılamaması ise ne garip, üzücü, ben olsam ben de sizin bıcırık’ı sahiplenirdim herhalde; Kuşlar ise ayrı alem gerçekten:) hepsi iyiki hayatımızdalar, ille de evlerimize alsak da almasak da en azından kapılarımızın önüne birer kap su koyabiliriz, tabiki insanca yaşamı seçenlerimiz, değilse tekmeleyip bunu burada istemiyorum diyenler de oluyor… Sevgi ve selamlar.

Yorum Yaz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.